Hastalıklar, nedenleri, belirtileri, ilaçları ve tedavileri
Cinsel ilişkiye belirli sürelerde ara vererek, doğum kontrolü uygulamayı dünyaca meşhur eden iki isim, Japon Ogino ve Avusturyalı Knaus’dur. Bunlar, ovulasyonu önceden hesaplama
yöntemini gerçekleştirmişlerdir. Dinsel açıdan yasaklanmayan bir yöntem olduğundan, ilişkiye ara verme yolunu, eski çağlarda pek çok çift seçerdi.
Ancak bu yöntemin pek güvenilir olduğunu da savunamayız. Doğum kontrolü hakkında 1963 yılında Paris’te düzenlenen bir kongrede, uzmanlar şöyle diyor:
“Kanus-Ogino yöntemi, herhalde önlediğinden daha çok sayıda çocuk doğmasına neden oldu.”
Bir yıl süreyle bu yöntemden yararlanan 100 kadından 20’si, beklenmedik bir gebelikle karşılaşmıştır.
YÖNTEM NASIL UYGULANIR?
Knaus’a göre ovulasyon, gelecek adet kanamasına 15 gün kala gerçekleşir. Eğer çiftler, bu yaklaşık ovulasyondan altı gün önce ve iki gün sonra birleşmede bulunmazlarsa, döllenme olasılığı çok azalır.
Ancak kadınların çoğunda, siklüsün uzunluğu değişken olduğundan, sağlıklı bir doğum kontrolü uygulayabilmek için,bu yönteme başvurulmadan önce, bir yıl süreyle siklüs uzunluğu not edilerek, en erken ve en geç ovulasyon günü kesinlikle saptanmalıdır. Böylece cinsel birleşmeye elverişli günlerin sayısı çok azalır.
DİKKAT:
Knaus-Ogino, az güvenilir bir yöntem olduğu gibi, “tehlikesiz” günleri beklemeye zorladığı çiftleri, cinsel iktidarsızlığa, cinsel soğukluğa da sürükleyebilir.
Etiketler : Kanus-ogino yöntemi,gebelik tedavisi,gebelik tedavi,gebelik ameliyatı,gebelik ameliyat,gebelik ağrısı,gebelik ilaçları,gebelik belirtisi,gebelik belirtileri,gebelik nedenleri,gebelik ilacı,gebelik nedeni,gebelikHastalıklar ve tedavileri
Eski Yunan uygarlığının ünlü isimlerinden Aristoteles’in defterinde bile, şu notlar göze çarpıyordu: “Bazı kadınlar, rahmin sperm giren bölümüne zeytinyağı, sedir yağı, ya da kurşun merhemi sürerek, gebe kalmaktan korunuyor.”
İşte insanlık tarihinde vajina yoluyla uygulanan birçok gebeliği önleyici yöntemlerden sadece biri! Bugün elimizde bulunan Milattan önce 1850 yılına ait Eski Mısırlı bir doktor tarafından hazırlanmış bir reçete de, doğum kontrolünün kimyasal yolla gerçekleştiğini göstermektedir. Timsah dışkısı, bal ve sodadan oluşturulmuş bir vajinal fitil!
O çağlardaki doğum kontrol maddeleri tıpkı, bugünküler gibi iki amaca yönelikti: Rahim ağzının kapanması ve spermlerin kısa sürede öldürülmesi.
Bu maddeleri üreten firmalar bugün ilaçlarının güvenlik oranının çok yüksek olduğunu savundukları halde, hap fitil ve kremlerin garanti dereceleri aslında oldukça düşüktür. Uzmanlar tarafından hesaplanan başarısızlık oranı, yüz yıllık kullanma süresi içinde 7 ile 36 arasında değişmektedir. Yani 100 kadın, bir yıl boyunca sadece bu maddelerle korunursa, bunların arasından 36’sı yine gebe kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Yeni üretilen, vajinada köpük meydana getiren doğum kontrolü maddelerinin, daha yüksek bir güvenlilik oranı sağladığını da, yine uzmanlar söylüyor. Bu maddelerin vajinal diyafram, prezervatif gibi yardımcı koruyucularla birleştirildiği hallerde ise garanti oranı doğal olarak bir hayli artıyor.
Bazı kadınların rahatsız edici yan etkilerden yakınmasına rağmen, kimyasal doğum kontrol maddeleri, genellikle zararsızdır. Bunların olumlu bir “yan” etkisi de, daha önceleri başlamış bir vajinal iltihaplanmayı, çoğunlukla kısa sürede yok etmesidir. Ancak bazı kadınlar, cinsel ilişkiye başlamak üzereyken, doğum kontrolü uygulamayı son derece rahatsız edici bulur ve dikkatlerinin dağıldığından yakınırlar.
DİKKAT: Yalnız kimyasal maddelere dayanan bir doğum kontrolü, güvenilir olmadığı gibi, her kadına da yarar sağlamaz.
Etiketler : Kimyasal maddelerle doğum kontrolü,Hastalıklar ve tedavileri
Yurdumuzda binlerce kadın, gebelikten korunmak için çeşitli doğum kontrol yöntemleri
uygularken, her yüz evlilikte de 8-10 çift, bir çocuk sahibi olabilmek amacıyla doktora başvurmaktadır. Yaklaşık bir milyon kadın, her ay bir gebelik belirtisi beklemekte, ancak her ay yeni bir hayal kırıklığına uğramaktadır. Bu durum, onların kendilerine besledikleri güvenin ve sadece bir çocuk dünyaya getirebilmekle değer kazandığına inandıkları evlilik kurumlarının sarsılmasına yoıaçmaktadır.
Toplum, çocuğu, olmayan kadınlara, geçmişteki kadar olmasa bile, yine de ruhsal bir baskı yapmaktadır. Böylece çocuk sahibi olmayan kadınlar , kendilerine sakat gözüyle bakmaktadır.
Doktorlar, şu konuda birleşmektedir: Çocuk sahibi olmak isteyen bir çift, en geç bir yıllık boşa giden çabalardan sonra bir doktora başvurmalıdır. Çünkü bekleme süresi uzadıkça, kadının gebe kalma olasılığı da azalır. Anne olma şansı, kadının yaşı ilerledikçe azalır.
Basit bir jinekolojik muayene sonucu, hastanın döl organlarının normal gelişip gelişmemiş olduğu saptanabilir. Organlarda bir aksaklık görülemezse, döllenmeyi engelleyen nedeni bulabilmek için, şu muayeneler gerekecektir:
Yumurtalıkların çalışmasının denetimi: Kadın bir süre sabah ateşini ölçmek zorundadır. Ateş çizelgesinden ovulasyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini, doktor anlayacaktır.
Bir çift çocuk sahibi olamıyorsa, halkımız bugün bile “suç”u kadında aramak eğilimindedir. Oysa olayların %40′ ında, hatanın erkekte olduğu saptanmıştır. Bu nedenle döllenme bozukluklarında yalnız kadın değil, erkek de muayeneden geçmelidir. Ancak birçok erkek bu muayeneye razı olmamakta direnir.Çünkü çocuk yapma yeteneğiyle, cinsel iktidar arasında bir bağlantı olmadığını, erkekler genellikle bilmezler. Eşleriyle normal cinsel ilişkide bulunduktan sonra , çocuk sahibi olamamanın kendileriyle bir ilgisi olmadığını kanıtladıklarını sanarlar. Bu, çok yanlış bir düşüncedir. Çünkü cinsel güce sahip bir erkeğin bile,sperm yapımında bozukluk olabilir.
Muayeneler olumlu sonuç verirse, en son olarak kadının yumurta kanallarında bir tıkanıklık olup olmadığı araştırılır.Bu muayene için hastanın genellikle kısa bir süre hastanede yatması gerekir.
Kısırlık tedavisinde son yıllarda büyük ilerlemeler olmuştur. Bütün kısırlık olayları, ele alınırsa, tedavinin olumlu sonuç verme oranının, %30 ile %40 civarında olduğu görülür.
Kadının tedavisini kadın doktoru üstlenirken, erkeğin muayenesini genellikle androloji uzmanı olan bir deri doktoru gerçekleştirir. Kadının organizmasında erkek spermlerine karşı bir direncin söz konusu olduğu olaylarda, bir bağışıklık uzmanının yardımlarından yararlanılmalıdır.
Bazı psikolojik etkenler de kısırlığa yol açabilir. Böyle durumlarda jinekologun bir psikologla ortak çalışmaya girmesi gerekir.
Etiketler : Kısırlık,tedavisi tedavisi,tedavisi tedavi,tedavisi ameliyatı,tedavisi ameliyat,tedavisi ağrısı,tedavisi ilaçları,tedavisi belirtisi,tedavisi belirtileri,tedavisi nedenleri,tedavisi ilacı,tedavisi nedeni,tedavisi,gebelik tedavisi,gebelik tedavi,gebelik ameliyatı,gebelik ameliyat,gebelik ağrısı,gebelik ilaçları,gebelik belirtisi,gebelik belirtileri,gebelik nedenleri,gebelik ilacı,gebelik nedeni,gebelikHastalıklar ve tedavileri
Alışılmış doğum kontrol haplarıyla kıyaslandığı zaman, mini doğum kontrol hapının bu alanda, gerçek bir aşama olduğunu görürüz. Zaten adı, içindeki hormon miktarı hakkında çok şey ifade etmektedir: Diğer haplara oranla, mini hapta çok az hormon vardır. İçinde östrojen bulunmayan bu hapların sarı cisim hormonu dozajı da, normal hapların 1/6-1 /10 arası olmak üzere çok düşük tutulmuştur.
ETKİSİNİ NASIL GÖSTERİR?
Mini doğum kontrol hapını alışılmış haplardan ayıran başlıca fark, ovulasyonu (yumurtlama) engellememesidir. Kadın, doğum kontrol hapı almıyormuş gibi adetleri normal seyreder.
Mini hapın etkilerini şöyle sıralayabiliriz:
Doğal olarak, yumurtlamadan birkaç gün önce, sulanan rahim boynundaki sümüksü madde katılığını korur, böylece spermlerin rahme ulaşması önlenir.
Mini hapın etkisiyle, rahim mukozası doğal şekilde gelişmez ve yumurtanın rahme yerleşmesi güçleşir.
Yumurtalıklardaki hormon (özellikle sarı cisim hormonu) üretimi azalır.
NASIL KULLANILIR?
Mini doğum kontrol hapı, adet günleri içinde de, her gün alınır. Bu da, onu diğer haplardan ayıran büyük bir özelliktir.
Etkisinin garanti olması için, hapın her gün aynı saatta alınması gerekir. Aradaki fark, üç saati aşmamalıdır. Aşıldığı hallerde kadın gebelikten korunmuş sayılmaz. Bu durumda, hapı almaya devam ederek, kadın, ya da eşi, iki hafta süreyle ikinci bir doğum kontrol yöntemi uygulamaladır. Aynı şekilde, kadın bu hapları ilk kez kullanmaya başlarken, ilk iki hafta içinde gebelikten korunamayacağını hesaba katmalı,başka çareler de aramalıdır.
GÜVENCELİMİ?
Doğru kullanıldığı hallerde, başarısızlık oranı ancak %1′dir. Yani bir yıl boyunca bu yöntemi uygulayan 100 kadından yalnız 1′i gebe kalabilir.
Haplar, özellikle şu kadınlara tavsiye edilir:
Sağlık nedeniyle, diğer doğum kontrol haplarını kullanamayan kadınlara.
Diğer hapların yan etkilerinden çok yakınan kadınlara.
Korkudan doğum kontrol haplarını kullanamayan kadınlara.
DİKKAT:
Mini doğum kontrol hapının hemen hiçbir yan etkisi yoktur. Ancak birçok kadın, başlangıçta adet düzensizliğinden şikayet ettiği halde, birkaç aylık uygulamadan sonra, durum normale dönmüştür. Şunu da hemen belirtelim: Bu haplar, ülkemizde henüz üretilmemektedir.
Etiketler : Mini doğum kontrol hapı,gebelik tedavisi,gebelik tedavi,gebelik ameliyatı,gebelik ameliyat,gebelik ağrısı,gebelik ilaçları,gebelik belirtisi,gebelik belirtileri,gebelik nedenleri,gebelik ilacı,gebelik nedeni,gebelikHastalıklar ve tedavileri
Vücudun herhangi bir bölgesinde cerahat toplanırsa ve toplanan bu cerahat doğal yoldan dışarı akamazsa, bazen sağlıklı dokudan başka bir organa, ya da deri üzerine doğru kendine başka bir yol açar. Boru şeklindeki bağlantılara, fistül adı verilir. Kendiliğinden iyileşmediğinden cerrahi bir müdahale ile alınması gerekir.
Kadınlarda fistül, genellikle idrar borusu, vajina ve vajina-kalın bağırsak arasında görülür. Başlıca iki sebep zor doğum, yada kötü huylu urları yok etmek amacıyla uygulanan ışın tedavisidir.
Etiketler : Fistül,tedavisi tedavisi,tedavisi tedavi,tedavisi ameliyatı,tedavisi ameliyat,tedavisi ağrısı,tedavisi ilaçları,tedavisi belirtisi,tedavisi belirtileri,tedavisi nedenleri,tedavisi ilacı,tedavisi nedeni,tedavisiHastalıklar ve tedavileri
Döl organlarında ağrı, olayların çoğunda herhangi bir hastalığın belirtisi sayılmaz. Adet devresinin ortalarına rastlayan hafif ağrılar, yumurtlamayı, sonunda görülenler ise, adetin başlayacağını gösterir.
Ancak sık sık, devamlı tekrarlayan, ya da şiddetli geçen döl organları ağrıları, bir işaret sayılmalıdır.
Ağrıların nedeni, şu hastalıklardan biri olabilir: Yumurtalık, ya da yumurta kanalı iltihabı, apandisit, endometriyosis, rahim mukozası iltihabı, tümör, ya da miyomlar…
Şunu aklınızdan çıkarmayın: Sebebini saptayamadığınız döl organları ağrıları hissederseniz, vakit geçirmeden doktora başvurmanız gerekir. Bu önerimiz, adete doğru, ya da adet sırasında şiddetli ağrı duyulan olaylar için de geçerlidir.
Etiketler : Döl organlarında ağrı,miyom tedavisi,miyom tedavi,miyom ameliyatı,miyom ameliyat,miyom ağrısı,miyom ilaçları,miyom belirtisi,miyom belirtileri,miyom nedenleri,miyom ilacı,miyom nedeni,miyom,Miyom tedavisi,Miyom tedavi,Miyom ameliyatı,Miyom ameliyat,Miyom ağrısı,Miyom ilaçları,Miyom belirtisi,Miyom belirtileri,Miyom nedenleri,Miyom ilacı,Miyom nedeni,MiyomHastalıklar ve tedavileri
Bundan bir süre önce, İsviçre Kanser Kurulu yöneticilerinden Prof. Dr. Hansjörg Senn, şöyle bir açıklama yaptı: “Zamanında anlaşılıp, düzenli tedavi edildikten sonra, kanser ne korkunç, ne de iyileşmez bir hastalık sayılır. Doktorların, kesin teşhisi koyduktan sonra, sanki ölüm kararını açıklar gibi, kısık ve acımalı bir sesle hastalarına durumu açıklamaları, çok yanlış bir tutumdur. Doktorların bu umut kırıcı davranışlarına son vermelerinin zamanı çoktan gelmiştir. “
Bu iyimser görüş, özellikle rahim boynu ve meme kanseri türleri için geçerlidir.
Şu gerçek, artık kesin olarak biliniyor: Kanser, henüz lenf düğümlerine sıçramadan, sadece göğüs dokusuna yayılmışken saptanırsa, tedaviden olumlu sonuç alma şansı,%75 ile %80 arasında değişir.
Önlem olarak, önce en azından yılda bir kez kontrol muayenesinden geçmek gerekir. Ayrıca bir de, her kadının kendi kendine uygulayabileceği bir test vardır; böylece göğüsteki değişiklikler zamanında farkedilerek, vakit kaybetmeden tedaviye geçilir.
ŞÜPHELİ BELİRTİLER
Pütürlü doku, ya da çoğunlukla yerinden oynamayan sert, urlar
Meme ucunda, ya da memenin başka kesimlerinde”çökük”ler meme dokusunun “içine çekilmesi”
Pürüzlü ve kızarmış bir deri
Meme ucu düzeyinin sertleşmesi, kahverengimsi bir sıvının gelmesi
Koltuk altlarındaki lenf bezlerinin şişmesi
Bu belirtiler, kanserin habercisi sayılabilir. Ancak böyle olması şart değildir.
MEMELER BÖYLE MUAYENE EDİLİR
1.AYNANIN ÖNÜNDE: Önce memelerinizi inceledikten sonra kollarınızı başınızın üzerinde, havaya kaldırın. Memelerin, bu harekete uymaları gerekir. Hareket, üç kez tekrarlanır: Önden sağdan ve soldan. Sonra ellerinizi kalçalarınıza dayayarak, göğüslerinizi her taraftan inceleyin Göğüslerinizin yerinde ve büyüklüğünde son kontrolden beri bir değişiklik meydana gelmiş mi? Teniniz değişmiş mi?
2.SIRTÜSTÜ YATARAK: Örneğin bir yastığın üzerine yatarak, sırtınızı arkaya bastırın. Kontrol edeceğiniz yöndeki kolunuzu, arkaya doğru havaya kaldırın. Sonra memenizi çepeçevre elinizle denetleyin. Bu arada memenin orta kesimini ve tepesinin çevresini denetlemeyi de unutmayın. Bütün bunları sistemli olarak uygulamanız gerekir: Önce memelerin iç kesimini, sonra altını, son olarak da dışını inceleyin. Ayrıca koltuk altının ve koltuk altıyla meme arasındaki dokunun ihmal edilmemesi gerekir. Denetim sırasında, yalnız parmak uçları değil bütün parmakları kullanmak, daha doğru sonuç verir.
3.OTURURKEN, YA DA AYAKTA: Bedeninizin üstünü rahatça öne ve biraz da inceleyeceğiniz yöne doğru eğin. Aynı taraftaki elinizi, memenizin altına dayayarak, memeyi hafifçe
yukarı kaldırın; diğer elinizi yavaş yavaş üzerinde gezdirin. Aynı denetimi ikinci memeye de uygulayın.
DİĞER YÖNTEMLER:
Tıbbın kaydettiği aşama sonucu, bugün doktorların elle denetim dışında uygulayabilecekleri başka yöntemler de vardır:
MAMOGRAFİ: Bu,hafif ışınlarla gerçekleştirilen özel bir röntgendir. Her memenin,üstten
ve yandan ikişer kez röntgeni alınır. Birleşik Amerikalı uzmanların açıkladığına göre, bu yöntemle urlar, elle denetimden 21 ay daha önce ortaya çıkartabilmektedir.
TERMOGRAFİ: Bu yöntemle vücudun çevreye verdiği sıcaklık ölçülür. Hasta dokularda kan dolaşımı daha hızlı olduğundan, bu kesimlerin verdiği sıcaklık daha yüksek olur.
ERORADYOGRAFİ (KURU RADYOGRAFİ): Bu yöntemde, alüminyum kalıplar, hafif röntgen ışınlarına tutulur, böylece dokunun bünyesi özel bir tozla belirlenir. Birleşik Amerika’da Chicago kentinde birkaç doktor birleşip, kuru radyografi uygulandıktan sonra, mamografiden %40 oranında daha olumlu sonuçlar almayı başamışlardır. Bu yöntemle, çapı beş milimetreden daha küçük olan urlar bile meydana çıkarılmaktadır.
Daha sonra memedeki urların alınması, dokuya ışın tedavisi uygulanması gerekir.
Tümörün iki santimden küçük olduğu olaylarda, bazı doktorlar bütün memeyi değil, sadece uru ve çevre dokuyu almaktadır. Böylece meme,şeklini tamamen kaybetmemiş olur. Ancak bu yöntemden, kanserin diğer dokulara atlamadığı kesinlikle saptanırsa yararlanılabilir.
Mastektomi adı verilen meme alınmasının üç türü vardır: Birincisinde bütün meme, ikincisinde meme ve koltuk altı lenf dokusu, üçüncüsünde ise meme, lenf dokusu ve meme altındaki kaslar ve bezler alınır.
DİKKAT: Şunu ne kadar hatırlatsak azdır.20 yaşından itibaren her kadın ayda bir kez, adet kanamasından sonraki ilk on gün içinde memelerini denetimden geçirmeli, yılda en az bir kez de, doktora muayene ettirmelidir.
Etiketler : Meme kanseri,tedavisi tedavisi,tedavisi tedavi,tedavisi ameliyatı,tedavisi ameliyat,tedavisi ağrısı,tedavisi ilaçları,tedavisi belirtisi,tedavisi belirtileri,tedavisi nedenleri,tedavisi ilacı,tedavisi nedeni,tedavisi,kanser tedavisi,kanser tedavi,kanser ameliyatı,kanser ameliyat,kanser ağrısı,kanser ilaçları,kanser belirtisi,kanser belirtileri,kanser nedenleri,kanser ilacı,kanser nedeni,kanser,ayak tedavisi,ayak tedavi,ayak ameliyatı,ayak ameliyat,ayak ağrısı,ayak ilaçları,ayak belirtisi,ayak belirtileri,ayak nedenleri,ayak ilacı,ayak nedeni,ayak,Meme Kanseri tedavisi,Meme Kanseri tedavi,Meme Kanseri ameliyatı,Meme Kanseri ameliyat,Meme Kanseri ağrısı,Meme Kanseri ilaçları,Meme Kanseri belirtisi,Meme Kanseri belirtileri,Meme Kanseri nedenleri,Meme Kanseri ilacı,Meme Kanseri nedeni,Meme Kanseri ,Kanser tedavisi,Kanser tedavi,Kanser ameliyatı,Kanser ameliyat,Kanser ağrısı,Kanser ilaçları,Kanser belirtisi,Kanser belirtileri,Kanser nedenleri,Kanser ilacı,Kanser nedeni,Kanser,Kanser tedavisi,Kanser tedavi,Kanser ameliyatı,Kanser ameliyat,Kanser ağrısı,Kanser ilaçları,Kanser belirtisi,Kanser belirtileri,Kanser nedenleri,Kanser ilacı,Kanser nedeni,Kanser Hastalıklar ve tedavileri
Her on gebe kadından birinin anne olma umudu, ağır bir düş kırıklığıyla sonuçlanır: Bu kadınlar, istemeden çocuklarını düşürürler.
Düşük, gebeliğin 28. haftadan önce sona ermesi anlamına gelir. Bu süreyi doldurmadan dünyaya gelen bebeklerin yaşama şansı yoktur.
Düşüğe yol açan iki neden vardır: Annenin vücudunda hastalık niteliğindeki değişimler, ya da dölütün az gelişmiş olması.
Olayların çoğunda, hata dölüttedir. Örneğin, döllenmeden sonra gelişmesi durmuştur. Bu durumda gerçi rahim büyür, hatta gebelik testi olumlu sonuç bile verir. Düşükte, yumurta zarları boş kalır, plasentanın gelişmesi de sona erer. İşte düşüklerin % 50’si, bu nedenle meydana gelir. Bunun yanında dölüt çok az miktarda sarı cisim hormonu (gebeliği koruyucu hormon) üretiyorsa, gebeliğin ilk dört ayında düşük olabilir.
Hatanın annede olduğu olaylara ender rastlanır. Rahimde oluşan iyi huylu urlar, rahim rahatsızlıkları, enfeksiyonlar özellikle rahim boynunun yeteri derecede kapanmaması, gebeliği tehlikeye düşürebilir.
BELİRTİLERİ NELERDİR?,
Gebe bir kadının mutlaka doktora gitmesini gerektiren üç önemli düşük belirtisi şunlardır:
1)Kanamalar, ya da kahverengimsi bir akıntı varsa: Gebeliğin ilk aylarında meydana gelen bir kanama, düşük olasılığının en kesin belirtisidir.
2)Adet ağrılarına benzeyen ağrılardan şikayet varsa: Çünkü bu ağrılar, düşük sancıları olabilir.
3)Su gelirse: “Su” yun geldiği de şöyle anlaşılır: Kadın, kendisinde idrar ve akıntıya benzemeyen bir sıvı hisseder.
DÜŞÜK NASIL ÖNLENEBİLİR?
Kadın, düşüğün ilk belirtilerini farkeder etmez, doktora giderse, olayların çoğunda çocuk kurtarılıp, gebelik normal seyredebilir. Doktor, hastasına sıkı bir yatak istirahati, yüksek dozda sarı cisim hormonu ve genellikle rahmi sakinleştirici ilaçlar verir. Rahim boynu tamamen kapanmamışsa, basit bir müdahale ile bir düğüm atılır.
Birkaç kez düşük yapmış kadınların, sıkı bir jinekolog muayenesinden geçmesi şarttır. Arıza, çoğunlukla yeni bir gebelikten önce giderilir.
DİKKAT:
Düşükle bir gebelik arasında, en az dört ile altı aylık bir zaman geçmelidir. Aksi halde ikinci bir düşük tehlikesi, oldukça yüksektir.
Etiketler : Düşük,bebek tedavisi,bebek tedavi,bebek ameliyatı,bebek ameliyat,bebek ağrısı,bebek ilaçları,bebek belirtisi,bebek belirtileri,bebek nedenleri,bebek ilacı,bebek nedeni,bebek,gebelik tedavisi,gebelik tedavi,gebelik ameliyatı,gebelik ameliyat,gebelik ağrısı,gebelik ilaçları,gebelik belirtisi,gebelik belirtileri,gebelik nedenleri,gebelik ilacı,gebelik nedeni,gebelikHastalıklar ve tedavileri
“Doğum kontrol hapı” bölümünde de açıkladığımız gibi, haptaki hormonal bileşim maddelerinin, bünyenin sağlığı üzerinde sebep olduğu pek çok değişiklikler vardır.
Kullandıkları hapta yüksek düzeyde gestajen (sarı cisim hormonu) bulunan kadınlar, bol östrojen (kadınlık hormonu) ihtiva eden hap alan kadınlara oranla, halsizlik ve neşesizlikten daha çok yakınırlar. Bulantı ve başağrılarına da östrojen sebep olur.
Doğum kontrol hapı üreticileri, bu gerçekleri uzun zamandan beri değerlendirmektedirler. Bugün piyasada değişik hormon karışımlarından oluşan ve hemen her “hormon tipine” uygun haplar bulunmaktadır.
Son araştırmalarda, kadınların doğum kontrol hapına yorduğu yan etkilerin çoğunun, gerçekten haptan gelmediği anlaşılmıştır. Bu şikayetlerin nedeni, çoğu kez bilinçaltı istek ve hayallerdir.
Batı Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nde yapılan araştırmanın ilginç sonucu şöyle: Psikolog Dr. Viola Frick ve meslektaşları,iki ayrı sosyal sınıfa mensup kadınlar arasında, hapın etkileriyle ilgili bir soruşturma yapmışlar ve 30 ilkokul ve ortaokul mezunu çalışan kadınla, 30 üniversite öğrencisinin görüşlerini karşılaştırmışlardır. Sonuçta, çalışan kadınlar, bulantı, başağrıları, isteksizlik gibi yan etkilerden yakınırken, yüksek okul öğrencileri, hapın olumlu etkilerinden (adet düzelmesi, sinirlerin gevşemesi gibi) söz etmişlerdir.
Psikologlar, bu zıt görüşlerin, iki gruba mensup kadınların, kadının rolü ve cinsellik hakkında değişik düşünceler beslemelerinden doğduğunu savunmaktadırlar. Çalışan kadınlar arasında, şu düşünce daha ağır basmaktadır: Kadının en büyük görevi, dünyaya çocuk getirmek, onları yetiştirmek ve evini düzen içinde yönetmektir. Yani doğum kontrol hapı almakla, bu görüşlerin aksine davranmış olmaktadırlar.
Buna karşılık üniversite öğrencileri, ayrı bir görüş savunmaktadırlar: Kocalarının dertlerini ve yataklarını paylaşmak, onlarla eşit düzeyde bir meslek sahibi olmak! Bu tür bir yaşam amaçlamak için ise, hap ideal bir destektir.
Önemli bir nokta daha var: Çalışan kadınların, kadın cinsel organlarının çalışma mekanizması hakkındaki bilgileri, çok yüzeyseldi,öğrenciler, hayret edilecek bilgileri açığa vururken, çalışan kadınların doğum kontrol hapını kullandıkları halde, hap hakkında pek bir şey bilmedikleri ortaya çıkmıştır.
Psikologlar, bu gerçeklerden şu sonuca varmışlardır: İstemedikleri halde doğum kontrol hapı kullanan kadınlar, diğerlerine oranla daha çok yan etkilerle karşılaşmaktadırlar.
DİKKAT: Bir kadın, doğum kontrol hapı hakkında ne kadar çok bilgiye sahipse, yan etkisini o denli az görür…
Etiketler : Doğum kontrol hapının yan etkileri,sinir tedavisi,sinir tedavi,sinir ameliyatı,sinir ameliyat,sinir ağrısı,sinir ilaçları,sinir belirtisi,sinir belirtileri,sinir nedenleri,sinir ilacı,sinir nedeni,sinir,Halsizlik tedavisi,Halsizlik tedavi,Halsizlik ameliyatı,Halsizlik ameliyat,Halsizlik ağrısı,Halsizlik ilaçları,Halsizlik belirtisi,Halsizlik belirtileri,Halsizlik nedenleri,Halsizlik ilacı,Halsizlik nedeni,Halsizlik Hastalıklar ve tedavileri
Oldukça eski ve yaygın bir inanç vardır. Sindirim sisteminin düzenli çalışması, sağlığın belirtisi diye bilinir. Bu düşünce pek çok kimseyi yanlış bir tutum izlemeye itmiştir:Örneğin XVIII. yüzyılda, müshil olarak lavman (tenkiye)adeta moda haline gelmişti. Çağın bütün soyluları,kadın-erkek her öğünden sonra bu işi yapardı. Bugün bunu işitince hepimiz gülümsüyoruz. Ama acaba buna hakkımız var mı?
Son yirmi yıl içinde kabızlık, tam bir halk hastalığı haline gelmiştir. Eldeki bilgilere göre, bütün gelişmiş ülkelerde on kadından yedisi, dışkı sistemini düzenlemek amacıyla sürekli ilaç almaktadır. Hatta bunlardan bazıları bir ömür boyu bu ilaçlara devam etmek zorunda olduklarını ileri sürmektedir.
Şikayetin nedenleri çok değişiktir: Hareketsizlik, bol proteinli besinler, meyva ve sebzelere gereken önemin verilmemesi, kabızlığa yol açmaktadır.
Önemli bir başka neden de, anne-babaların çocuklarını eğitim sisteminde yatmaktadır: Psikologlara göre, annelerin yemek ve sindirim konularında çocuğun üzerine aşırı düşmesi, ters tepkiler yaratmaktadır. Çocuk daha çok küçük çağlarda, dışkısıyla “büyük başarılar” kaydettiğine inanır. Buna ek olarak, toplumumuz, özellikle kadınlar, dışkıyla ilgili bedensel gereksinmeleri “pis, sevimsiz, atılması şart” gözüyle gördükçe, kabızlığın azalmak yerine yaygınlaşması, akla daha yatkındır. Bu nedenle de, aşırı kabızlıktan yakınan kadınların çoğunun aynı zamanda “frijid” (cinsel yönden soğuk) olduğu dikkati çekmektedir.
Müshil tüketiminin artması, bütün bu saydığımız nedenlerin yanında ayrıca bir de insanların dışkı sistemi hakkında farklı bilgilere sahip olmasına dayanmaktadır. Tıp uzmanları, günde dört beş kez dışarı çıkmayı , hatta bir, ya da iki kezi de normal bulurken, halk arasında “günde bir kez şart” inancı yaygın hale gelmiştir: Sonuç: Birçok insan, kendilerine ne denli zarar verdiğini bilmeden,her gün müshil almaya devam eder.
Oysa müshillerin zararsız olmadığı, kesinlikle bilinmektedir. Her gün müshil kullanmak yüzünden ortaya çıkan hastalıkların listesi , inanılmayacak kadar uzundur:
Elektrolit ve su dengesinde bozukluk: Organizma, yeteri kadar potasyum alamadığı için, böbrek hastalıkları, refleks bozuklukları ve kas zayıflıkları meydana gelir.
Bağırsaklar, tembelleşerek, kabızlık şiddetlenebilir. Böylece hasta, daha çok müshile gereksinme duyarak, kendisini içinden çıkılmaz bir çemberde bulur.
Sodyum dengesinde bozukluk. Karın ağrıları ve karaciğer rahatsızlıkları da, müshilin neden olduğu şikayetlerin arasındadır.
Dışkıyı ayarlamak için, ilacın dışında birçok yöntemler vardır. Müzminleşmemiş kabızlıklarda, sabahları aç karnına soğuk su içmek, düzenli jimnastikle karın kaslarını kuvvetlendirmek yeterlidir. Kabızlığın had aşamalarında ise, beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması gerekir. Alınacak besinin bitkisel maddelerden oluşmasına dikkat edilmeli, bol meyva yenmeli, sabahları bir bardak çok soğutulmuş meyva suyu içilmeli ve geceden ıslatılmış birkaç kuru incir yenmelidir. Ayrıca geceleri yatmadan önce kola türünden asitli bir şey içilmesini öneririz.
En önemlisi, vücudun düzenli çalıştırılmasıdır. İnsan, elinden geldiğince,her gün aynı saatta tuvalete gitmeli, kendisine yeteri kadar zaman ayırabilmelidir.
DİKKAT:
Bir teselli: Uzmanlar,genç annelerin temizlik eğitiminde daha hoşgörü sahibi olmakla,
özellikle çocuklarda kabızlığa eskiye oranla çok daha az rastlandığını açıklamaktadırlar…
Etiketler : Kabızlık,Tik tedavisi,Tik tedavi,Tik ameliyatı,Tik ameliyat,Tik ağrısı,Tik ilaçları,Tik belirtisi,Tik belirtileri,Tik nedenleri,Tik ilacı,Tik nedeni,TikHastalıklar ve tedavileri